Ahmet Tolgay

Güncel çeşitleme   





METİN FEYZİOĞLU’DAN SICAK DOKUNUŞLAR: Eczacılar Birliği, yaşanan ilaç sıkıntısını TC Büyükelçisi Metin Feyzioğlu ile görüştü… Görüşmeden sonra, sağlık gündeminin baş sıralarında kronikleşmeye yönelen bu sorunun çözümü konusunda somut adımlar atıldığı bildiriliyor… Feyzioğlu, KKTC’nin ilaçsız bırakılmayacağına dair umut veriyor…
   KKTC’ye ayak bastığı andan itibaren sorunlarımıza ve insanlarımıza yapıcı ve sempatik dokunuşlarıyla dikkati çekmekte olan ve her fırsatta, her yerde halkımız arasına karışan Feyzioğlu’na müteşekkir olanlarımızın sayısı dalga dalga artıyor… İyi ki bu çileli dönemde aramıza geldin Metin Feyzioğlu… Kimliğin “avukat” ve Kıbrıs Türkü’nün avukatı olma yolunda etkin adımlarla ilerliyorsun… Üstün başarılar ve esenlikler sana…
                                                 ***
   SALGINLARIN EN KORKUNCU HASTALIK YATKINLIĞI: Sağlık her şeyin başıdır… Toplumu ve ülkeyi sarmalına alan kronik sorunlarla boğuşurken toplumsal sağlık her an ilgi alanımız içinde olmalıdır… Sağlık Bakanı İzlem Gürçağ Altuğra’dan güncel bir tarama sırsında belirlenmiş olan diyabet faciamızı işitince doğrusu panikledim… Diyabete ne kadar da yatkınmışız… Nereye gidiyoruz?..
   Altuğra’nın, toplumsal diyabet yatkınlığımızı ortaya çıkaran tarama sonuçlarına ilişkin uyarıcı bilgi paylaşımıdır:
   “Taramaya katılan 3 bin 329 katılımcının yüzde 36,1’ine diyabet teşhisi konulmuştur. Diyabet tanısı almış 1202 kişinin yüzde 7,2’sinde diyabetik retinopati varken, yüzde 23,9’unda kalp hastalığı, yüzde 4,3’ünde felç geçirme durumu ve yüzde 8,7’sinde böbrek hastalığı vardır. Diyabet tanısı almış olan katılımcıların yüzde 54,7’si kadın iken yüzde 45,3’ü erkektir.”
   Covid 19, dönemini tamamlamaya mahkûm geçici bir salgın, bulaş riski taşıyan diğer salgınlar da öyle… Ama asıl büyük tehlike “diyabet” gibi ölümcül bir hastalığın genlerimize yerleşmekte olması. Salgınların en korkuncu bu: Kitlesel yatkınlık…
   ***
   İŞTE DEMOKARASİMİZ: Gözlemlenen o ki, Cumhuriyet Meclisinde iki başlılık oluşturuldu… Kimileri Başkan Zorlu Töre’yi by-pass yaparak başkan yardımcısı Fazilet Özdenefe’ye gider, kimileri Başkan Yardımcısı Özdenefe’yi by – pass yaparak Töre’ye gider… Başkanın ve başkan yardımcısının birlikte kabulde bulunduğuna, birlikte hareket ettiğine hiç tanık olamıyoruz… Nerede, tastamam 20 yıl içinde bulunduğum o eski etik ve demokratik Cumhuriyet Meclisi gelenekleri?.. Orası Meclis… Demokrasinin anıtsal kurumu… Kutuplaşanların her birinin ayrı Cumhuriyet Meclisi başkanları mı olmalı?.. Olur mu öyle şey.?. İşte demokrasimizin ve siyasetimizin halleri… Yürek sızlatıcı… “Beterinden korunalım” derim…
                                                  ***
   SATRANÇ SÜKSEMİZ: Güzel şeyler de oluyor çok şükür… 2022 Türkiye Satranç Şampiyonası’nda üçüncü olan Kıbrıslı Türk genç Hüseyin Can Ağdelen,  nüfusu az, ama yaratıcı ruhu cömert ve yüksek olan halkımızın arasından harika gençler çıkmakta olduğunun yeni göstergesi… Gençlerimizin yurt dışı ve hatta uluslararası boyutlu başarılara atmakta oldukları imzalara her gün bir yenisi ekleniyor, ne kadar güzel… “Ambargolara, dışlamalara ve baskılara karşın biz varız ve yaratıcılıklarımızla, yeteneklerimizle buradayız” diyen bir halkın tüm sembol isimleri gönülden bir alkışı ve kutlamayı hak etmektedirler… Pırıltılar içinde daha da çoğalmaları dileğiyle…
                                                 ***
   SATRANÇ BİR STRATEJİ OYUNUDR: Duayen eğitimcilerimizden Atilla Çolakoğlu sevindirici başarı üzerine adresime attığı mesajda “Satranç oyunların kralı; kralların da oyunu” vurgusunu yaptıktan sonra şu ilginç bilgileri aktardı: “Yıllar önce ilkokul ikinci sınıflarda haftada bir ders satranca ayrılırdı… Her şeyi berbat ettiğimiz gibi bu uygulamayı da kaldırdık. Oysa satranç, her KKTC’li çocuğun öğrenmesi ve oynaması gereken bir zekâ oyunudur… Şans faktörünü asla içermez… Hamlelerinizi siz seçersiniz ve karşınızdaki rakibi ‘mat’ edersiniz. Bir ara Merkezi Cezaevi’nde Satranç Federasyonu tarafından kurslar düzenliyordu. Hâlâ devam ediyor mu, bilmiyorum. Keşke derneklerde bağır – çağır – takur – tukur oynanan tavla yanında satranç da oynansa. Tavla oyununu küçümsemiyorum, ama satranç zihni çalıştıran, ileri hamleleri hesaplanılabilen bir zekâ ve strateji oyunudur… Uluslararası kurallara göre oynanacak bir satranç oyunu 6 saat sürebilir…”
                                                        ***
   OKUL – SINIF TEMİZLİĞİ: Emektar Atilla Çolakoğlu eğitimcimiz  berbat ettiğimiz eski güzelliklerimizden söz edince grevdeki hademeler sorunu nedeniyle okullarımızdan teşhir edilen çöplük manzaraları gözümüzün önünden geçit resmi yapmaz mı?…  Hademelerin grevi okul temizliğinin ve bakımının bu kadar kırılgan olduğunu mu göstermeliydi bize?.. Evet, hademelerin özlük haklarına saygı göstermeli, ama onların eksikliğinde okullarımızın baştan başa çöplüğe dönüşmesine de fırsat tanımamalıyız…
   Özendiğimiz ve saflarına katılmaya can attığımız Avrupa’nın çoğu okulu “hademe” nedir bilmez… Güvenlik görevlileri, ya da kapıcılar var o okulların çoğunda… Hele de mucizeler yaratmakta olan Japonya’nın okulları hiç bilmez şu hademe olayını… İşte o okullarda yetişen Japonların Katar’daki Dünya Kupası maçlarındaki son jesti dünyanın hayranlığını kazandı… Japon izleyiciler, kendilerine ayrılan tribünü maç sonrasında terk ederken, temizliğini de elbirliğiyle yaptılar, oradan giderken, geldiklerinde buldukları gibi temiz bir mekân bıraktılar… Kendi kalıntılarının temizliğini stadyum temizlik görevlilerine bırakmadılar…    Çevre bakımı ve mıntıka temizliği eğitimin doğal parçasıdır… Okulun temizliğinden ve bakımından öğretmenler ve onların temizliğe yönlendirdiği öğrenciler sorumludurlar…
   “Ailem beni okula okumak için gönderir, temizlik yapmak için değil” dedirtilen o öğrenciler evlerinde odalarının bakımını bize sunulan o kirletilmiş sınıf ve okul görüntüleri gibi  mi yaparlar?.. İhtiyaçlarını giderdikleri tuvaleti temizlemeden, fırçalamadan, üzerine sifonu çekmeden mi terk ederler?.. Kullanılmış tuvalet kâğıdını çöp bidonu yerine yerlere mi atarlar?
   Hademe grevi dolayısıyla bunları da konuşup tartışalım yani… Güya haklarını savundukları o emekçi hademelere okullar içinde bu kirletme furyasının mezalimi mi yaşatılır?.. Burası da önemli… Ayıp ve günah…
   Sorunları, çağdaş doğruları bulabilmek ve uygulayabilmek için fırsata dönüştürme erdemini yakalayabilelim… Ben bunları, daha ilkokulda öğretmen gözetiminde mıntıka temizliği yaparak çevre temizliğini pratikte öğrenen bir neslin bireyi olarak yazıyorum burada izninizle… Nesil farklılaşması bu boyutlara kadar ulaşmamalı… Gidişimiz ileriye mi, yoksa geriye mi?.. Güzele mi, yoksa çirkine mi?..
  

Güncel çeşitleme   
Yorum Yap

Yorumlar kapalı.